27 Aralık 2012 Perşembe
Yirmisekiz Aralık
Hiç nefes almadan çalışıyorum. Kafamı ekrandan kaldırdım ve aynı hızla masaya düşürdüm. Bana göre çok lakin farklı birine göre az çalışıyor da olabilirim. Ama eninde sonunda yılbaşı ağacına astığım dilek Love&peace oldu.
Herhangi birine duyduğun sevgi ve herhangi biriyle yaşadığın uzlaşma ya da sukunet seni mutlu yapmaya yeter. Yaşadığın/hissettiğin kargaşanın temelinde inandığın şey yoksa senin "dibin tutmuyor" derler bizim meslekte. Başkasına adil değilsen, adalet kavramı hakkında atıp tutmak seni bir süre sonra inandırıcılığından sıyıracaktır.
Hafiften boku yemeye doğru yol alıyorsundur dostum. Biz gidiyoruz sen burda kal.
15 Aralık 2012 Cumartesi
Onaltı Aralık
Selam, bugün benim doğumgünüm. Raveonettes konserinden geç bir saatte çıkıp eve geldim. Volkan'ın yayından çıkmasını diliyorum cidden de :))
Sanırım perşembelere alınacak canlı yayın ve de Spiritualized 'a da gidebilicez. Hem de tüm canısılar olarak.
Bugünün önemli meselesi, Özgür'ün aşık olmasıydı. Bolca cin tonik içtik ve de Sharin ile muhabbet ettik :) Mutluyuz.
7 Aralık 2012 Cuma
Yedi Aralık
Geçen gün 4 sene önce Avusturalya'ya giden bir arkadaşım tekrar İstanbul'a döndü. Tadı damağımızda kalan bir akşam geçirdik. Yaptığı en bomba şey de havaalanından sonra bavullarla metrobüse binmek olmuş. Welcome home :)
29 Kasım 2012 Perşembe
Yirmidokuz Kasım
Sigara içmeyi çok seviyorum. Artık bunu kendime itiraf ettim. İlk zamanlar "bırakırım yeaa nolucak" diyordum. 30 yaşına geldiğimde bırakıcam falan!!
30 yaş, böyle hıyarca kararların alınması gereken bir yaş gibi ya hani! Kendine bazı nedenler bulup 30 yaşına kadar tutunabilirsin, yirmili yaşlar öyle bir kıyak yapıyor insana :) Bu hafta sonu hayran olduğum insanla nişanlanıyorum. 30 yaşıma girerken güzel bir okazyonum var. Yazacak çok şey var ama dramatik durmasından çekindiğim için belki evlendiğim güne saklarım diye susuyorum.
21 Kasım 2012 Çarşamba
Yirmibir Kasım
Cumartesi gecelerimizi güzel bir şey için feda ettik. Volkan şu an provada. Ben de 31 Aralık'a kadar yapmak için kendime söz verdiğim şey üzerine yoğunlaştım. Özlemler yarın toplantıya gelecek. Tamam mı devam mı konuşulacak sanırım. Yardırıyoruz.
19 Kasım 2012 Pazartesi
Ondokuz Kasım
Görkem geldi, az önce gitti. Biraz fotoğraf göstermek için uğramıştı. Hazırladığı mood board'u ve Ima'yı anlattı. Daha iyi görünüyor ve bundan baya memnunum.
Bu akşam Woolgathering'i bitirmek için iyi bir gece gibi gelmişti bana ama o gece bu gece değil galiba.
18 Kasım 2012 Pazar
Onsekiz Kasım
Bu hafta sonundan hiç bişey anlamadım. Neredeyse evden çalışacaktım ki Cuma günü bilgisayarımı ofiste unutmamla birlikte aklımın karışık olması ilk defa isabetli oldu.
Ama kaçış yok gelecek hafta sonu bir facia olacak.
Diğer yanda büyük gün için bugün İstinye park'ı talan ettik ama kıyafet falan bulamadık. Durumun vahametini anlayınca, devreye girl power'ın girmesi gerektiğine inandık.
Sanırım Merkür sürekli sopasıyla dürtüyor.
Bir haftaya daha dünyayı kurtarmak amacıyla başlanmasına karar verildi.
12 Kasım 2012 Pazartesi
Oniki Kasım
Haftasonu Yo La Tengo'ya gittik. Garajistanbul konser için çok iyi mekan. Babylon gibi koyun misali seni bi yere tıkmıyorlar. İksv de nispeten daha insaflı bilet fiyatları için. Georgia'ya bayıldım.
O gece hasta olur gibi oldum. Ertesi gün boğazımda beze gibi bişey çıktı. Volkan beni doktora götürmek için ısrar etti ve gece acile gittik. Boğazımdaki beze troid bezi üzerindeki bir kistmiş. Bazı tetkikleri yapmak için bekleyeceğiz.
İnsan bu da nereden çıktı diyor ister istemez. Biraz gülüp mutlu olunca arkasından hep kötü bir şey geliyor. Çok can sıkıcı bir durum.
Bob Marley demiş ki; Dont worry about a thing cause every little thing gonna be allright.
8 Kasım 2012 Perşembe
Sekiz Kasım
Dün gece Bates'in partisine gittik. Deli gibi yağmur ve Gs'ın maçına rağmen yine de fena kalabalık olmadı. Sangria ve bolca sigara içtim.
Sonra Mert'e gittik ve Boris'i bir kaç gün bizde kalması için aldık. Sabaha kadar Boris ile ilgili eğitim verdi bize Mert. Bence Boris dünyanın en masum varlığı. Ayakkabın ağzındaysa ve Boris ile mücadeleye girdiysen yapman gereken şey kraker vermek. Bu kadar basit olması bayeaa iyi :)
6 Kasım 2012 Salı
Altı Kasım
Bazı insanların bazı eski fotoğraflarına bakıyorum. Bu tarihlerde babam yaşıyormuş, muhtemelen ya işe gidiyordu ya da maç izliyordu diye düşünüyorum.
5 Kasım 2012 Pazartesi
Beş Kasım
Bugün, tirbüşonlar pikniğe gittiği için kafam biraz rahattı (şifreli konuşuyorum)
Kendime bir tane manikür makası aldım ama beceremedim. Ben değişik alternatifleri deneyip başarıya ulaşabilen biri değilim sanırım o yüzden düz yoldan gitmek en mantıklısı. Mecburen manikürcü kızın sohbetiyle ilgileniyormuş gibi yapacağım.
Suede'in The man who sold the world coverına rastladım. Sene 95 imiş ve de dünya ne güzel müzikler gördü.
Yarın merkür başlıyo. Dertlere çarpı on.
25 Ocak 2012 Çarşamba
Ocak
Birini kaybetmek (yani burda kastettiğim birinin ölmesi) fikrine alışmak zorunda olmak, herkesin genel geçer kabul ettiği bir durum. Biri ölüyor, o zaman diyorsun ki ya da insanlar diyor ki -e zamanla alışıyor insan-. Bana kalırsa durum tersten işliyor. Ölen kişinin durumuna da bağlı tabiki, yani ölen kişi birden öldüyse büyük bir şokla birlikte yıllarca süren bir üzüntü meselesi.
Eğer ki ölen kişinin öleceği bekleniyorsa ve kişi birden ölüyorsa üzülebileceğin noktanın en başındasın. Çünkü bu fikre en yakın anındasın. Evet diyorsun, olacak. Durum bunu gösteriyor. Genel olarak insanların "bak görüyor musun? hiç de o kadar üzülmedi. ağlamadı sanki dimi ben görmedim" demeleri bundan. Sen de farkındasın, hayatına devam edebiliyor gibi oluyorsun birden. Fakat, işte dediğim gibi durum tersten işliyormuş da farkında değilmişsin. Asıl ölen kişiyi kaybettikten sonraki zaman dilimlerinde, ölen kişinin geri gelmediğini görmek seni daha da üzüntüye atıyormuş. Bir kaç ay değil epey bir zaman sonra hep böyle olacak. Hiç gelmeyecek. Bir daha hiç izi olmayacak. Daha da üzülüyorsun, daha da üzülüyorsun. Üzüntü gittikçe büyüyor ve üzüntün bir gün (o kadar çok üzülmüşsün ki) küçücük bir nokta gibi kalacak. O kadar küçük bir nokta olacak ki hatırlamayabilirsin.
Uzmanlar diyormuş ki; sizi üzen şeyin sizi üzmesine izin verin (eğer yapacak başka bir şeyiniz yoksa) Eğer öteler ve sonuna kadar üzülmeden rafa kaldırıp unutmaya çalışırsanız, bir gün o raftan inecek ve mutlu olmayı engelleyen bir kabus gibi kafanızın içine çökecek.
Biri üzülüyorsa, biraz bırakıp üzülmesine fırsat vermek lazım. Üzülmemek de kötü.
Eğer ki ölen kişinin öleceği bekleniyorsa ve kişi birden ölüyorsa üzülebileceğin noktanın en başındasın. Çünkü bu fikre en yakın anındasın. Evet diyorsun, olacak. Durum bunu gösteriyor. Genel olarak insanların "bak görüyor musun? hiç de o kadar üzülmedi. ağlamadı sanki dimi ben görmedim" demeleri bundan. Sen de farkındasın, hayatına devam edebiliyor gibi oluyorsun birden. Fakat, işte dediğim gibi durum tersten işliyormuş da farkında değilmişsin. Asıl ölen kişiyi kaybettikten sonraki zaman dilimlerinde, ölen kişinin geri gelmediğini görmek seni daha da üzüntüye atıyormuş. Bir kaç ay değil epey bir zaman sonra hep böyle olacak. Hiç gelmeyecek. Bir daha hiç izi olmayacak. Daha da üzülüyorsun, daha da üzülüyorsun. Üzüntü gittikçe büyüyor ve üzüntün bir gün (o kadar çok üzülmüşsün ki) küçücük bir nokta gibi kalacak. O kadar küçük bir nokta olacak ki hatırlamayabilirsin.
Uzmanlar diyormuş ki; sizi üzen şeyin sizi üzmesine izin verin (eğer yapacak başka bir şeyiniz yoksa) Eğer öteler ve sonuna kadar üzülmeden rafa kaldırıp unutmaya çalışırsanız, bir gün o raftan inecek ve mutlu olmayı engelleyen bir kabus gibi kafanızın içine çökecek.
Biri üzülüyorsa, biraz bırakıp üzülmesine fırsat vermek lazım. Üzülmemek de kötü.
5 Ocak 2012 Perşembe
Kaydol:
Yorumlar (Atom)